Yine bu bayram sensiz, bu bayramda sensiz. Kalbimin asıl sahibi, ömrümün ortağı, tüm çıkmaz ve çıkarlarımın ilk ve son durağı.


Kaç yalan aşka kapıldım, sen sanıpta, seni beklerken, seni ararken kaç kalp kırdım. Kaç umut yıktım, yaktım hayalleri. Kendiminkileri saymıyorum bile…

Bayram sensiz, yılın ilk günü sensiz, şubat sensiz… Ama bitmedi daha, korkma, korkma. Burdayım! Seni bekliyorum. Yorgun bedenimden güç alıyorum, sen gelmeden de hiçbir yere gitmiyorum. Burdayım ben, seni bekliyorum…

Günlerden pazar geç uyanmışım tıpkı benim gibi bu yıl kışta geç uyanmış. Geç gelen kışın geç kalan kartaneleri düşüyor gökyüzünden, ama zayıf. Yere düşer düşmez eriyiveriyor her kartenesi ve su damlacıklarına dönüşeveriyor aynı hızla, beraberinde farksızlaşıyor benden, senden, bizden…

Her pazar olanın dışında evdeyim rahatım hiç randevum ve planım yok. Fakat alışkın değilim tatil günümü bu şekilde geçirmeye, zamanla sıkıntı basıyor, ardını off’lar puff’lar takip ediyor. Salondan ayrılıp giyinmek üzere odama gidiyorum, giyiniyorum. Gözüm annemlerin odasına kayıyor bir ara orda yıllardır duran eski dikiş makinası gözüme ilişiyor yeniden. Sakin ve yavaş adımlarla, makinayı süzen göz hareketleriyle giriyorum odaya. Makinanın üzerindeki ahşap desenleri inceliyorum yıllar sonra. Küçükken bu desenlerde neler görmezdik ki? Abim ve ben önce bir hayalet, asker, canavar sonra bir baykuş, o, şu, bu… Makinanın türü kasnaklı dikiş makinası sanırsam. Üzerinde yıllardır duran boncuklar var, mavi boncuklar. Markası siyah üzerine gri ile yazılmış; ”VERİTAS”. Ne demektir acaba “veritas”? Hangi ülkenin malıdır? Kaç yıllıktır? Hepsini cevaplayabilirim belki, ama o zaman bu makinanın bende bulunan tüm gizeminin üzerini açmış olurum. Bu yüzden yapmayacağım bunu. Bazen bilinmesi gereken şeyler öğrenilmesede olur. Hem öğrenilen herşey mutlu da etmeyebilir, umutları yıkabilir.
(dahası…)

2008 Yılının T.C. Kültür Bakanlığınca ölümünün 50.yılında “Yahya Kemal Beyatlı Yılı” olarak kabul görmesinin ardından, çeşitli Üniversitelerin, “Yeni Türk Edebiyatı ve Cumhuriyet Devri Türk Şiirini” inceleyen edebiyat hocaları, şair ve yazarlar tarafından konferans ve sempozyumlar ile kutlanmakta.

Cumhuriyet devrinin önemli şairleri arasında yer alan Beyatlı adına düzenlenen konferans ve sempozyumlarda, şairin Türk Edebiyatına kazandırdıkları eserleri ile birlikte incelenmekte, ayrıca pek çok yayınevi Yahya Kemal adını taşıyan yeni ve ansiklopedik bilgi içeren kitaplar çıkarmaya başladı.

Sempozyumlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, T.C Kültür Bakanlığı ve çeşitli Üniversiteler tarafından desteklenmekte ve yurdun çeşitli üniversitelerinden ünlü edebiyat tarihçileri ve hocalarını bir araya getirmeyi başarmıştır.

Yahya Kemal Sempozyumlarında ki konuşmacı ünlü edebiyatçılar; Prof. Dr. Kazım Yetiş, Prof. Dr. Sadettin Ökten, Prof. Dr. Abdullah Uçman, Prof. Dr. Recep Duymaz, Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. M. Fatih Andı, Yard. Doç. Dr. Sezai Coşkun’dur.

Tüm arkadaşlarıma tavsiyem bu sempozyumları bitmeden takip etmeniz üzerinedir.

                                                                                     Mehmet Yavuz

Hoşgeldin ben kışı yaşarken,baharı hatırlatan sevgilim hoşgeldin..
Seni sevmek istemdışı birşey”nefes almak”gibi…
Ağzım kulaklarımda,güne başlama sebebim hoşgeldin…
Aklımı çelen adam,küçük adam hoşgeldin..
Kendimde değilim seni severken,
kendim olamıyorum…
Yanındayken özlüyor,uzağındayken ölüyorum !!!
Kendimi aşıyorum seni severken,deli gibi kıskanıyorum…
Konuşmaya bağlayınca kekeliyor,söyleyeceğim anlatacağım herşeyi unutuyorum..
Nereye baksan orda olmak istiyorum.
Bir eşyaya dokunsan, o eşya olabilmeyi diliyorum…
Nasıl bir sevgi bu diyorum,
Bir insan bu kadar çok sevilebilir mi?
Bu kadar özlenebilir mi?
Kendini bu denli aşabilir mi?
Ellerini tutuyorum sıcacık,içim ısınıyor senin yanında.
Başımı omzuna koyunca,başım dönüyor sarhoş oluyorum sanki…
GökyüzÜndeyim,bulutların üstünde …
Oysa sen geldiğinde sonbahardı,yapraklar çoktan dökülmüştü.
Yüreğimde sokuktu,ellerim gibi…
Masallarda olurdu böylesi aşklar,
Hani bir varmış,bir yokmuş diye başlardı..
Kafdağının arkasında bir prenses yaşarmış diye devam ederdi.
Okurdum,yazardım da inanmazdım..
herşeyi boşverdim…
Hoşgeldin sevgilim,
Kalıcı olursun dileğim !!!

Küçüktü,sobanın başında oturmuş; o da diğerleri gibi kestanelere bakıyordu. Ne zaman olacak diye? Kıştı, soğuktu evleri, soğuktu elleri. Lakin sıcaktı yüreği…

Sobanın başında otururken sordu kendine:
“Ne olacağım ben büyüyünce? Astronot olacağım”dedi, Gülüştü yanındakiler küçüktü daha. Büyüdü “futbolcu olacağım ben” dedi, yine gülüştü yanındakiler. ”Olacağıım” dedi; kimse inanmadı “olacaksın” demedi. Biraz daha büyüdü futbolcu da olamadı. Bir gün tutturdu “yönetmen olucam ben” diye.”Yönetmen olmak evet işte ben bu olucam” dedi.Okudu. Okula devam etmesi için sınava girmesi istendi. Girdi de zaten hiçbir şeyden korkmazdı. Sınavdan da korkmadı. Ama olmadı ne aklı yetti okumak için ne de parası. Biraz daha büyüdü yönetmende olamadı. Büyüdü yine; arkasına baktı ne kadar da çok şey olmuştu bu yaşa gelene kadar. Fakat bir de kendine baktı hiçbir şey de değildi aslında kafası karışmıştı burkuldu içi. ”Ben her şeyim ben hiçbir şeyim” diye sayıkladı birkaç kez. Dürtükledi yanındaki “Ne oldu lan?”deyince.”Yok bişi” deyip geçiştirdi.
(dahası…)

Dünyanın bir çok ülkesi gibi Türkiye’de de kutlanılan bir etkinlik olan öğretmenler günüdür bugün. Yılda bir kez olsun sizi hayata hazırlayan, hazırlamış olan ya da hazırlamakta olan o önemli fakat değeri bilinmeyen insanları hatırlamak adına bugün bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığa ünlü arama motoru google de katkıda bulunmuş ve logosunu günün anlam ve önemine uygun biçimde düzenlemiştir. Çocukken öğretmenlerimize maltepe sigarası, çorap, kolonya gibi hediyeler alırdık. Ne kadar ilginç değil mi :) şimdi neler alıyorsunuz-alıyorlar acaba?
Tüm bnho adına öğretmenlerimizin bugünü kutlu olsun, mutlu olsun!
fghf

Burgazada’ya geçmeden Büyükada’ya uğrar vapur yada değişir,o gün öyle oldu.Adalar İstanbul’un en sakin semtlerindendir,resmi olmayan bir araç bile yoktur.Sessiz,sakin ve dinlenme garantisi veren bir yerdir.Çoğu sporcular,piknikçiler,gezi meraklıları,her kesimden insan yılın her dönemi ziyaret eder adaları.Hem Sait Faik’in müzesini gezmek hemde fotoğraf çekme merakımı giderebilmek amacı ile yıllar sonra yeniden geldim adalara.

Burgazada’ya geçmeden Büyükada iskelesinde vapur beklemekteyim.Yanıma yaklaşan yaşlı amca:
-Kadıköy’den gelen vapur ilk hangi adaya uğrar?diye sordu.
-Heybeliada.dedim.Halbuki,Kadıköy’den adalara vapur yoktu.Ancak amca yaşlı,üstü başı bedbaht halde olunca hem onu üzmemek hemde kızdırmamak adına öyle dedim.Bilirim yaşlılar çabuk sinirlenir.Devam edeyim.
-Ne yapacan ilk adada dedim
-Sağ bacağı kesik kadını arıyorum ben.
-Sağ bacağı kesik mi?
-He ya mezardan dirilmiş.
-Kim bu?
-Sare.
-Kim olur yani?
-Annem o benim,annelerin sultanı.
-İnseydin peşinden.
-Sabah takip ediyordum.buralardaymış papazla evlenince adaya getirmiş onu.Ama ilk adayı kaçırdım kimsede bilmiyor ki.Saklıyolar benden biliyorum,papaz kızıyormuş.
-Gel amca gel sakin bi yere geçelim,sen bana hayatını anlat.Dertlisin sen.Dedim.
-Anlatayım ama çok karışık benimkisi…

(dahası…)

Sonraki Sayfa »